« Önceki |

7/12/2009

Gerçekler...

İnsan her zaman inandığının özlemini çekmiştir,
                                                                            gerçeğin değil....
                                                                                                        F. Nietzsche

29/11/2009

Rodrigo'nun Gitar Konçertosu

Yenilgi…

Tükenmişlik…

Ümitsizlik…

Bu parçayı dinlerken bu duygular geçer içimden… Daha ilkokula başlamadığım dönemlerde, Trt 3‘te teleteks kuşağıyla tanışmıştım bu müzikle, tabiî ki bilmiyordum adının Rodrigo’nun Gitar Konçertosu olduğunu… Sadece kulaklarımdan bedenime girerek, korkusunu bırakmasındandı münasebetim… Ve bu teleteks kuşağından sonra başlayacak olan ‘Kara Şimşek’’ti tek tesellim…

Yıllar sonra, başkalarının hayatlarında da önemli izler bıraktığını öğrendim bu parçanın. Deniz Gezmiş’in ölmeden önce bu parçayı dinlemek isteyeceğini mesela;

" O sahneyi çok iyi somutladım. Bir mitinge gider gibi gideceğim idama. Asılma günü gelip çatınca o sevdiğim giysilerimi giyeceğim. Postallarımı, parkamı... Beyaz ölüm gömleği giydirmek isteyecekler, giymeyeceğim. Traş falan da olmayacağım. Önce gidip orada oturacak, bir sigara yakacağım. Sonra demli, güzel bir çay içeceğim. Haa bak, Rodrigo'nun o ünlü gitar konçertosunu dinlemek isterim orada. Sanırım asılacak bir insanın son isteğini geri çevirmezler... Sonra urganı kendim geçireceğim boynuma. Ve dönüp, orada asılmamı seyredenlere, burada ölen yalnızca bedenimdir diyeceğim. Ama düşüncemi öldüremeyeceksiniz. Düşüncem yaşayacak."

Deniz Gezmiş ölmeden önce ulaşamadı bu isteğine… Diğer isteği olan ‘demli çay gibi’…

Çok farklı duygulara götürür bu parça seni…

Çok uğraşılıp kaybedilmiş maçtır mesela.

Çok sevdiğin, uğruna dünyaları verebileceğin kızı, başkasıyla görmektir ya da…

Son dakikalarında yanında olmak uğruna kilometrelerce yol gelip, o son anına yetişememektir, hasta yaşlı annenin…

Kısacası bu film böyle bitmemeliydi parçasıdır Rodrigo’nun Gitar Konçertosu…

Belki de Rodrigo’nun, 3 yaşında kaybettiği gözlerinin, renklere duyduğu aşktır bu parça?

Sebebi her ne olursa olsun, dünya üzerinde, acı, umutsuzluk, kaybedilmişlik, hayal kırıklığı var oldukça da, değerini yitirmeyecek bir şaheserdir.

 


25/10/2009

İstemediğim bir oyunda, istemediğim şartlarda oynuyorum...

Her ne kadar, şuana kadar başarırısız da görünsem, bu oyunda en iyi ben olup, kendi yeni kurallarımı koyacağım!!!

15/10/2009

Bob Marley, Reggae, Rastafarianizm üzerine...

Evet sevgi kelebekleri, bugün size Reggae'den, Bob Marley'den, Rastafarianizm'den bahsetmek istiyorum. 'Dostum nereden çıktı şimdi bu' dediğinizi duyar gibiyim. Olsun bilmekte fayda var, ne bileyim bir gün bir yarışma programında çıkar, büyük ikramiyeyi kaparsınız ya da belli mi olur hatun insanlarının olduğu bir yerde muhabbeti geçer ve ortamdaki bütün ilgiyi üzerinize çekersiniz. Özellikle son örneğimden sonra merakla, konuya geçmemi beklediğinize inanıyorum.
İlk olarak Reggae'den başlıyoruz; Bakın sevgi pıtırcıkları, Reggae, Jamaika usulü rock diye geçen, Jamaika'ya özgü cok eglenceli bir müzik türüdür. Ska müziğinden türemiştir ve bu müzikle iç içedir. Kesinlikle bu türün en bilinen temsilcisi Bob Marley'dir.
Bob Marley'in asıl adı, Robert Nesta Marley'dir ve 1945 yılında Jamaika'da dünyaya gelmiş, 9 Yaşında Kingston'a taşınmış ve gençlik yıllarında ilk grubu olacak The Wailers grubunun elemanları ile burada tanışmıştır.Şarkılarında politik ancak basit bir içerik vardı. Müziğiyle dünyadaki bazı şeyleri düzeltebileceğine inanıyordu. Hatta bir keresinde,bir barış mitinginde sahneye çıkacağı sırada silahlı biri evine gelip  onu vurmuştu. Fakat O İki gün sonra o sahneye çıktı ve şarkılarını söyledi.  Nedenini sordukları zaman
"Bu dünyayı daha kötü yapmaya çalışan insanlar bir gün bile dinlenmiyorlar. Ben nasıl dinlenebilirim ki?" demiştir. En popüler şarkılarından biri olan "Get Up, Stand Up",  sosyal karmaşayı konu edinir. "No, Woman No Cry" gibi politik olmayan içerikte parçaları da vardır. -Bu iki şarkı da klipler kategorimde vardır, isteyenler oradan dinleyebilir-.1978 yılında Birleşmiş Milletler tarafından, 'Afrika insanına yapılan insancıl yardımlara şarkılarıyla destek olduğu için',  Barış Madalyası'na layık görülmüştür.
1977 yılında futbol oynarken ayak başparmağında açılan bir yaradan dolayı deri kanseri (melanoma) olduğu ortaya çıktı. Parmağının kesilmesini dini inançları -Rastafarianizm- gereği istemedi. 36 yaşında dünyaya gözlerini kaparken, oğluna söyleyeceği son söz; 
"Para hayatı satın alamaz" olacaktı.
Birazda inançları uğruna parmağının kesilmesini istemeyen Bob'un, inandığı Rastafarianizm'den bahsetmek istiyorum, Etiyopya'nın  son imparatoru olan Haile Selassie 'yi tanrının dünyadaki yansıması olarak gören dinin ve bu dine bağlı olarak ortaya çıkmış olan inanış ve düşünce biçiminin adıdır.Çoğu Rastalar Eski Ahit'in kural koyduğu yiyeceğe uygun yerler. Etin sınırlı türlerini yerler. Kabuklu deniz hayvanı ve domuz eti yemezler. Diğerleri bütün etlerden çekinirler. Nazirite yeminini kabul eden akımlardır. Alkol kullanımını genellikle zararlı olarak görürler ve sigara kullanımınada katiyen yasaktır.Aynı zamanda Rastafari dininde vücudun toprağa tek parça girmesi gerektiğine inanılır.Rastalar saçlarını taramaz ve kesmezler bu şekilde uzayan saçlar bir süre sonra Dreadlock ismini alan bir saç modeline dönüşür.Rastalar bu şekilde Jah'ın uzun tırnaklarıyla bir gün onları yeryüzünden alıp zion'a götüreceğine inanırlar. günümüzde dreadlock şeklindeki saçlar Trend haline gelmiştir ama çoğu rastafari bu saçın stil olarak kullanılmasına karşıdır.
Evet pıtırcıklar, bir yazının daha sonuna geldik, 'ee günlük hayatta ne işime yarayacak' gibi birşey kesinlikle çıkmasın dudaklarınızdan, yıllarca çözdüğünüz havuz problemlerinden konuşmak istemiyorum nitekim...

10/10/2009

Bernard Shaw

Hayatınız da tanıdığınız insanlar bir şekilde etkilerini bırakmıştır üzerinizde. Hareketleri, konuşmaları hatta mimikleri belki de?
Bir insanı sevmek için, yanınızda mı olması gerekir peki? Yüzünü görmeden, sesini duymadan da saygı duyamaz mısınız? Bırakın yolları, yılların bile bizi ayıramadığı bir insandan bahsedeceğim size;
Bernard Shaw...
O'nun adını duyunca zekasından ötürü, ceketinizi iliklemenizi öneririm.
Hayatıma kitaplarıyla, sözleriyle etki etmiş bir insan Bernard Shaw. Sahaflardan aldığım 1971 basımı 'Kara Kız' kitabıyla tanıdım O'nu.
1856 yılında dünyaya gelen İrlandalı, genel olarak oyun yazarı olarak ünlenmiştir.1925'de Nobel Edebiyat ödülünü, 1938'de Oscar'ı alarak,  bu iki ödülü de alabilen ilk insan olmuştur.Sosyalizmin ve kadın hakları konusunda koyu bir savunucu olmuştur. Shaw, vejeteryan olmasının yanında ayrıca içki ve sigaradan da hayatı boyunca kaçınmıştır. Ayrıca resmi eğitime de karşı çıkmıştır. Gençliğinde ateist olduğu söylenen  Shaw'ın daha sonra dine döndüğü söylenmektedir.İslama da sıcak
baktığı bilinen bir gerçektir. Hayatına bakınca birçok yazar gibi, yazarlık serüveni sıkıntılarla doludur, yazılarını yayınlatacak yayınevi bulamamak bunlardan biridir mesela. Önceleri yazdığı 5 roman,60 yayınevi tarafından geri çevrilmişti.
Parlak zekasıyla hakedenlere gerekli cevabı da vermekten, hiç geri kalmamıştır büyük üstad;

       Bernard Shaw ve soylu bir hanimefendi arasındaki bi konuşma,
      - Hanımefendi bin sterline benimle yatarmısınız?
      - Önerinizi düşüneceğim.
      - Pekiii bir sterline benimle yatar mısınız?
      - Siz beni ne sanıyorsunuz???
      - Madam, sizin ne oldugunuz zaten saptanmış durumda. İş pazarlığa kaldı.



Yine bir gün;

       Zürih'te bir adres belirten bir bayan, Shaw'a bir mektup atar, şöyle ki:
      "Siz dünyadaki en büyük beyne sahipsiniz, bense en güzel vücuda; öyleyse dünyadaki en mükemmel çocuğu yapmalıyız sizinle" ve Shaw yapıştırır cevabını:
      "Ya çocuk benim bedenimi ve sizin beyninizi alırsa?"

Sanırım Bernard Shaw'ı kendi cümlelerimle tanıtmaya çalışarak en büyük yanlışı ben yapıyorum. Yüzlerce güzel sözü varken, benim burada kendi kendime birşeyler yazmaya çalışmam beyhude, O'nun düşüncelerini dünya görüşünü kendi sözlerinden dinlemek en mantıklısı;

"Mantıklı bir insan kendini dünyaya uydurur. Mantıksız bir insan ise, dünyayı kendine uydurma konusunda ısrar eder. Dolayısıyla, tüm gelişmeler mantıksız insanlardan çıkar."

"İnsanların ölmesiyle yaşamın gülünçlüğü nasıl değişmezse,insanların gülmesiyle de yaşamın ciddiliği değişmez."

"Demokrasi okurken güzel,oynanırken kötüdür;bazı yazarların oyunları gibi..." -sabır gerektirdiği için demiştir bunu-

"İnsanın dünyaya karşı ilgisi,kendine duyduğu ilginin dışarı taşmasıdır gerçekte."

"Sadece deneyimlerden bir şeyler öğrenilebilseydi, Londra'daki kaldırım taşları en akıllı kişiden de akıllı olurlardı."

"20 yaşında sosyalist olmayan eşek, 40 yaşında hala sosyalist kalan eşekoğlu eşşektir."

"Savaşları kazanabilir,kentleri zaptedebilirsiniz,ama ulusları fethedemezsiniz.hala anlamadınız mı bunu??"

"Bir erkek ne kadar çok bilir ne kadar çok gezerse taşralı bir kızla evlenme olasılığı o kadar artar."

28/9/2009

Evini kiralarken, kurallarını satabilen amcaya bir soru...

Geçenlerde bir arkadaşım (erkek),  kiralık ev tutmak için kapı kapı geziyor, en sonunda uygun bir ev buluyor. Yalnız bizim arkadaşın, bekar olduğunu duyunca
   - '50 lira fazla alırım' diyor ev sahibi amca!!
Adamın kuralları olur, tamam buna saygı duyarım.Ama,bu senin için çok önemli kuralları, 50 lira için hiçe sayabiliyorsan, sana 100 lira versem benim için neler yapabilirsin çok merak ediyorum?


22/9/2009

İkiyüzlülük


Gerçekten çok farklı topraklarda yaşıyoruz. Herkes sürekli bi yerlerde birilerini eleştiriyor, yanlışları vurguluyor üstüne basarak (benim bu yazıda yapacağım gibi). Bazen düşünüyorum bu kadar yorum yapan insanlar, kendi gündelik hayatlarında nasıl acaba diye? Kızının erkek arkadaşına tahammül edemeyen, ama televizyonlar da "3 evim var, arabam var, maaş alıyorum bağkur'dan" diyerek haykıran kendisine makbul eş(!) arayan amcalar var burada. Bi de bu modelin, amcanın parasını duyduktan sonra, "beni al, beni al" diye koşa koşa giden dişi versiyonu da var tabi... Bazılarınızın 'ama Çayvakti, belli bi yaştan sonra duvarlar üstüne üstüne geliyor insanın, konuşacak insan, bik bik..' dediğini duyar gibiyim. Sanırım anlatamadım derdimi, olay amcaların evlenmesini kıskanmam değil benim, ortadaki iki yüzlülük! Namus için herşeyi yaparım diyen insanların, önünden geçen komşu kızına pis pis bakmaları, salyalar akıtarak 'demokrasi, özgürlük, hak' diye bağıranların, kendi gibi düşünmeyenlere yaptığı despotluk, töre cinayeti ile kardeşini öldürenlerin, akşamına Taksim'de yaptıkları tacizler, yolsuzluktan, yoksulluktan, haksızlıktan, siyasetçilerden dem vuran halkın, kendi mesleğinde yaptığı (polis, doktor, öğretmen...çapı neyse artık) vurgunlar sorun...Amirinin, müdürünün yanında sesi çıkmayan, insiyatifini kullanamayan, kafasını sallamaktan başka bir şey yapmayanların, altındakilere aslan kesilmesi bu toplumsal ikiyüzlülüğe iyi bir örnek değil mi? Bu ikiyüzlülük örnekleri o kadar çok ki? Baksanıza bi çevrenize?

Sürekli siyasetçilere, kadrolaşmalara, torpillere dem vuranların, çocuklarını iyi bir işe sokması ya da tayin yerinin güzel (!) olması için, bu saydırdıkları insanların peşinden koşmaları, üstüne üstlük  işi kaptığı zaman işbitirici olmakla övünen, işini yapamazsa, torpil yapan aracıyı, beceriksizlikle suçlayanlar...
Memleketimde herkes eleştirmendir. Anladığı, yaptığı iş olsun olmasın, herkesin her konu da bir yorumu vardır. Amacım burada kendi vatandaşlarımı kötüleyip, ben farklıyım imajı çizmek değil yanlış anlamayın, ama böyleyiz bunu da kabul etmek lazım.
Ne diyor Hadis-i Şerif;

"Siz nasılsanız öyle yönetilirsiniz "

yani demek istediğim, neyi hakediyorsak onu görüyoruz...

Çile çekmenin erdem, ikiyüzlülüğün erdem, intikamın
erdem, vahşetin erdem, aklın inkarının erdem, buna karşın kendini iyi hissetmenin tehlike,öğrenme hırsının tehdit, barışın tehlike, acımanın tehlike, merhamet görmenin küfür, işin küfür, çılgınlığın tanrısallık, değişimin ahlaksızlık ve bozulma emaresi sayıldığı çağda! — Siz bunların hepsinin değiştiğini ve insanlığın böylece kendi karakterinde yanılmış olması gerektiğini mi sanıyorsunuz? Ah siz insan sarrafları, kendinizi daha iyi tanıyın!

                                                                                                             Friedrich Nietzsche

20/9/2009

Hapishane

Uzun yıllarını hapishanede geçiren bir kadın tutuklu:
   "Sonbaharı beklerdik, yapraklar düşecek, rüzgarla savrulanlardan birkaçı da bizim havalandırmaya düşecek. Biz de kurutup mektuplara katacağız. Sonbaharı, bir yaprağımız olur diye beklemek ne demektir, yazılmalı, anlatılmalı insanlığa.."
                                                         Alıntıdır

                                                                                                                   

20/9/2009

Ağlamak için gözden yaş mı akmalı?

Ağlamak için gözden yaş mı akmalı?
Dudaklar gülerken, insan ağlayamaz mı?
Sevmek için güzele mi bakmalı?
Çirkin bir tende güzel bir ruh,kalbi bağlayamaz mı?
Hasret; özlenenden uzak mı kalmaktır?
Özlenen yakındayken hicran duyulamaz mı?

Hırsızlık; para, mal mı çalmaktır?
Saadet çalmak, hırsızlık olamaz mı?
Solması için gülü dalından mı koparmalı?
Pembe bir gonca iken gül dalında solmaz mı?
Öldürmek için silah, hançer mı olmalı?
Saçlar bağ, gözler silah, gülüş, kurşun olamaz mı?

VICTOR HUGO

19/9/2009

İyi Bayramlar...


Kapısının çocuklar tarafından çalınmasını bekleyen,
her ne kadar forward mesajlar da gelse 'bayram mesajları'ndan hala mutlu olabilen,
kaç yaşına gelirse gelsin, büyüklerinden 'bayram harçlığı olarak ne kadar alacağını' düsünmekten geri kalmayan,
kısacası,
hayata bayram şekeri tadında bakabilenleeeeer!
Bayramınız mübarek olsun!!!